ekşisözlük notları
üç kağıtçı” filmine dair kimse doğru düzgün bir analiz yapmamış gibi geliyor bana. oysa kemal sunal bu filmde öyle derin mesajlar vermiş ki, günümüzde bile hâlâ geçerliliğini koruyor. filmdeki sahte hoca tiplemesi, köye gelir gelmez halka şöyle buyuruyor:
“ben geldim, yağmur yağmadı. demek ki içimizde günahkâr biri var!”
sonra da parmak sallayıp halkı birbirine düşürüyor. insanların inançlarından para kazanan din tüccarlığı yapan bu sahte imamlar, şeyhler o dönemde oldukça yaygındı. uçan şeyhler, gözünü kapatıp hacca giden sahte evliyalar… siz otobüs bileti alırken, onlar güya uçarak gidiyordu! ve insanlar gerçekten bunlara inanıyordu.
filmde daha sonra gerçek bir hocanın gelmesiyle her şey ortaya çıkıyor. bilgiyle, akılla, ilimle konuşan bir din adamı… ne yazık ki insanlar allah’ın işaret ettiği ilim yolunu izlemek yerine, ‘arif’ adı altında dolaşan bu sahtekârların peşinden gitmeyi tercih ediyor.
gerçek imam sahte şeyhler hakkında konusuyor
herhalde almanya’da hâlâ bizim köylerdeki gibi, ‘yağmur yağdırsın’ diye böyle sahte hocaların peşinden giden kalmamıştır. ben camide vaaz verirken, yağmurun hangi şartlarda yağdığını, nasıl bir doğa olayı olduğunu anlattım. çünkü inanç akılla birleşirse anlam kazanır. ama çoğu insan hâlâ bilimi, ilmi değil; kerameti kendinden menkul kişileri tercih ediyor.
“üç kağıtçı” sadece bir komedi değil; bu topraklarda yaşanmış acı gerçekleri, halkın nasıl kandırıldığını ve neye inanmak istediğini yüzümüze tokat gibi vuran bir toplumsal eleştiridir.
ahmet efendi’nin kızı nuriye için rıfkı’dan istediği başlık parasına yaptığı enflasyon farkı düzeltmesi (%750) gayet yerinde ve hatta 1975-1981 yılları arasındaki 6 yıllık resmi enflasyon %1080’nin çok altındadır.
“arpalı,samanlı ve de armutlu. .“bu üç belde,kırsal bir coğrafyadan süre gelmiş olaylara gebe olmakla beraber,tabî varlıklara benzetilecek kadar da isimlerini almıştır.hatta o kadar ki ancak yağmurla verimlenecek toprak güdüsüne atfen gelişen filmimizin yine yağmur duasıyla başlamasını da günümüze projektör misali ayna tutar..
ayrıca aklıma ne zaman gelse tüylerimi diken diken eden öyle bir sahne daha vardır ki:hani rıfkıya melek rüyasında öleceği günü söyler de o da “ama benim bavullarımı hazırlamam daha 20 yıl sürer “diye cevap verir.filmin yapım yılına bakıldığında 1981 kemal sunal’ın ise vefat yılı 2000…evet neredeyse yirmi yıl..